Gelecek de Sensin, Geçmiş de

Yaşamın içerisinde bir yerlerde kendinizle karşılaştığınız AN, geçmiş ile gelecek arasındaki o tılsımlı yaşam dilimidir.
Bir sonraki AN’ın bilgisi kimseye verilmediyse eğer, geçmiş de yaşandı ve bitti ise; AN’sızın gelenler mi sizi de hayata tutunduranlar?
Geçmişle geleceğini harmanlamak için bile ihtiyaç duyarken AN’a; AN’da kalamamak ile ilgili serzenişler edersiniz sürekli birilerine…
“Hafifle ve heybeni hafiflet” çağrısı tam da burada anlam kazanır.
Geçmişi beklemek, heybeni hafifleterek önce kendini, sonra diğerlerini bağışlamak, AN’da hafiflemek ve geleceği bu algıyla inşa etmek geleceği bilinir kılmaz mı peki?
Belli belirsiz bir geçmiş aslında belli bir geleceğe taşımaz mı sizi?
Netlik; hafiflik ve affetmenin getirdiği bir berraklığı ifade ederken, bir yandan da ışık tutar geleceğinize…
Kadim Mardin sokakları her adımınızda düşündürürken sizi, bir yandan da öğretir…
Geçmişini geleceğinle harmanlaman gerektiğini ve her SIR’rın aslında bir AN’da gizli olduğunu…
Ve kulağına fısıldar şehir;
“Bazı insanlar bekler, geleceği bekler, geçmişi bekler ama bekler.”
Geçmişini beklemek, geleceğinle harmanlamak ve öyleyse hakkıyla, adilane yol almak gerek AN’ın içinde der şehir usulca; kıssadan hisse…
Geçmişini temize çekmek de bu AN’da, yeni ve pırıl pırıl bir gelecek yaratmak da…
Özüne yani kendine yolculuk ettiğinde AN’ın içinde her adımda harmanlanır geleceğin geçmişinle…
Böylelikle temize çekmeye başlarsın, yeniden doğduğunu hissettiğin bi anda tüm yaşamını…
Ne ileriye, ne geriye gidebilir, sadece bir AN ‘da süzülürsün yaşamın içine…
Bu farkındalıklarla arşınlarken kadim şehrin sokaklarında; bir fısıltı belirir kulağınızda;
“İnsanın yüreği nerede ise, dünyası da orasıdır.”
O geçmişinizi geleceğinizle harmanlamayı öğütlerken size, bi AN’da tutsak ediverir yüreğinizi…
Tam da bu yüzden işte; uzaklaşsanız bile arkanızda bırakamazsınız bu şehri…